TÜSİAD Rekabet Çalışma Grubu Başkanı Sayın Kemal Erol’un
“Kamu Alımlarının Sosyal Etkileri” Oturumu Konuşması
Sayın Başkan, değerli konuşmacılar ve değerli katılımcılar,
Kamu kuruluşlarının mal, hizmet ve yapım işleri alımları bir taraftan kamu harcamaları diğer taraftan da ülke ekonomisi içerisinde önemli bir paya sahiptir. Kamu harcamalarının etkin bir biçimde gerçekleştirilmesi hem kamu tasarruflarına olumlu katkıda bulunacak hem de vergi mükelleflerinin parasının gerçek değerinde harcanmasına ve dolayısıyla ekonomide kaynakların optimal olarak tahsis edilmesine yardımcı olacaktır.
Etkili bir kamu alımı sistemi ve uygulaması bütün ülkeler için önemli olmakla beraber, bu ihtiyaç özellikle gelişen ülkelerde önemini daha fazla hissettirmektedir. Çünkü bu ülkelerde hem gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında kamu harcamaları iktisadi faaliyetin önemli bir kısmını oluşturmakta hem de kamu açıklarının makro ekonomi üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır.
Örneğin Avrupa Birliği’nde kamu kuruluşlarının yıllık mal ve hizmet alımı Birlik ülkeleri toplam GSMH’nın yüzde 11-12’si civarındadır. Türkiye’de kamu kuruluşlarının mal ve hizmet alımları da yaklaşık GSMH’nin yüzde 11-12’si civarındadır. Ancak, bu rakam değerlendirilirken son yıllarda artan kamu açıkları nedeniyle kamu yatırımlarının artış hızının azalması da göz önünde bulundurulmalıdır. Diğer bir deyişle, kamu yatırımlarının iktisadi ve sosyal kalkınmanın gerektirdiği seviyelerde gerçekleşmesi durumunda bu oranların daha yüksek seviyelerde olacaği aşikardır.
Daha da önemlisi bu harcamaların önemli bir kısmının ekonomik ve sosyal kalkınma sürecinde önemli bir rolü olan yatırım projeleriyle ilgili olmasıdır. Son yıllarda giderek artan kamu açıkları nedeniyle eğitim, sağlık, adalet gibi devletin asli hizmetlerine ayırdığı kaynakların GSMH içindeki payı giderek azalmaktadır. Bu alanlara yapılan yatırımların payını artırmak için kamu gelirlerinin GSMH içindeki payını vergi ve özelleştirme gibi doğrudan gelir kalemleriyle artırmanın yanı sıra harcamalarda etkinlik sağlayarak maliyet düşüşü ve/veya kalite artışı gibi dolaylı olarak da artırılması gerekmektedir.
Ekonomi içinde bu denli önemli bir işlevi bulunan kamu harcamalarında etkinliği artırmak amacıyla etkili bir sisteminin oluşturulması gerekmektedir. Kamu alımlarında etkinlik ihtiyaç duyulan mal ve hizmeti mümkün olan en ucuz fiyattan almayı gerektirmektedir. Diğer bir deyişle, harcanan paranın karşılığında en iyi değer elde edilmelidir.
Kamu alımlarında etkinliği bozan uygulamaların başında rekabeti bozucu anlaşmalar, danışıklı teklifler, siyasi himayecilik, rüşvet ve dolandırıcılık gelmektedir. Kamu alımlarında etkinliği bu uygulamalardan korumanın en etkili yolu rekabetçi bir ihale mekanizması tasarlamak ve icra etmektir.
İhtiyaç duyulan mal ve hizmetin niteliği ve zamanlamasına göre kamu alımlarında pazarlık usulü, belli istekliler arasında ihale ve tek kaynaktan temin gibi farklı alım yöntemlerinin uygulanması mümkün olmakla beraber, iktisat teorisi ve ülke uygulamaları diğerleriyle karşılaştırıldığında açık ihalelerin genellikle daha etkin bir sonuç verdiğini göstermektedir. Bu nedenle de kamu alımlarında katılımcı sayısının mümkün olan en geniş miktarda tutulduğu rekabetçi ihaleler uygulanmalıdır.
Kamu alımlarında rekabeti etkili bir biçimde sağlamak ve sürdürebilmek içinse alımlar hakkındaki ayrıntılı ve anlaşılır bilgilerin mümkün olan en geniş alanda ilan edilmesi, istekliler arasında ayrımcılık yapılmaması, isteklilere makul bir teklif hazırlayabilecekleri kadar geniş zaman verilmesi, kazanan teklifin belirlenmesinde kullanılacak ölçütün önceden açıklanması, nihayet alımı yapan idarelerin saydam çalışarak genel idare içinde ve kamuoyu önünde hesap verebilir olması gerekmektedir.
Kamu alımlarında etkinliği bozan siyasi himayecilik, yolsuzluk ve dolandırıcılıkla mücadele etmenin en etkili yolu alım sürecinin başından sonuna kadar mümkün olan en üst seviyede saydam tutulmasıdır. Bu saydamlık alımı yapan kamu görevlilerini kamuoyu önünde hesap verebilir bir konuma getirecek ve disiplinli çalışmaya yönlendirecektir. Böylece görevlilerin güvenilirliği artabilecek; dolaylı olarak da böyle bir güven ortamında teklif vermek isteyen tedarikçi veya müteahhitlerin sayısı ve dolayısıyla ihalelerde rekabet artacaktır.
Saydam ve rekabetçi olmayan, usulsüzlük ve yolsuzluğun yaygın olduğu bir kamu ihaleleri sisteminin maliyetini bu salonda bulunan kişilere anlatmaya esasında ihtiyaç yoktur. Ancak burada yeri gelmişken, bir anlamda da TÜSİAD’ın konuyu niçin, kurumsal yapısında bir çalışma grubu ile sürekli takip edecek kadar önemsediği hususuna geçiş yapmak amacıyla bu ağır maliyete değinmek isterim.
Siyasi himayeciliğin, rüşvetin, kayırmacılığın ve hatta dolandırıcılığın, bir kelimeyle yolsuzluğun yaygın olduğu bir kamu ihale sistemi, kamu hizmeti bekleyen vatandaşa da, ihaleye teklif veren istekliye de, alımı yapan kamu görevlisine de zarar vermektedir. Konuşmamın başında, kamu ihalelerinin kamu açıklarına etkisi üzerinde durmuştum. Havuzun dibindeki deliğin, havuza giren taze sudan fazlasını havuz dışında aktarması gibi, kamu ihale sistemindeki delik de, hizmet bekleyen vatandaşa ayırılan kaynağın azalmasına veya en azından ihtiyaç kadar artırılamamasına yol açmaktadır. Yatırıma ayrılan sınırlı kaynağın önemlice bir bölümü de, yarım kalmış, yıllardır yapımı süren, ayrıca bittiğinde o bölgedeki vatandaşın “gerçek” sorunlarına hitap edip etmeyeceği belli olmayan işlere aktarılmaktadır. Rakamlara göre yöreye yatırım yapılmış, kamudan kaynak ayrılmış görülmektedir, ancak yatırımın yani kamu alımının doğru planlanmaması, işin kalitesiz yapılması ve gecikmesi nedeniyle yapılan işin manası kalmamakta; bu arada o çevredeki örneğin sağlık, örneğin eğitim veya adliye binası gibi sarf edilen kaynakla giderilebilcek başka ihtiyaçlar baki kalmaktadır.
Alımı yapan konumundaki kamu görevlileri de iyi işlemeyen bir kamu ihaleleri sisteminde zor durumda kalmakta, kararlarını gönül rahatlığı ile verememekte ve sürekli tereddüt içinde görev yapmaktadır. Saydam, etkin ve iyi planlanmış bir yatırım ve alım sistemi, herkesten önce, günlük olarak bu ihaleler üzerinde çalışan, ihalenin tüm teknik aşamalarını yürüten ve günü geldiğinde bunun hesabını veren kamu görevlilerini rahatlatacaktır. Sistem, görevini hakkıyla yapmaya gayret eden kamu görevlisinin önüne öyle bir yol haritası koymalıdır ki, bu görevli işini tereddüte düşmeden ve kendinden emin bir şekilde yapmak için gereken her şeyi, o yol haritasında gayet açıklıkla görebilmelidir. Her alanda olduğu gibi kamu ihalelerinde de, karanlık ve dolambaçlı yollar, art niyetlilerin önünü açmakta, dürüst kişilerin hayatını zorlaştırmaktadır. Kamu ihale mevzuatı, ihalenin tüm aşamalarını saydamlık ve rekabet ilkelerine uygun olarak dizayn ederse, dürüst kamu görevlileri herkesten çok mutlu olacaktır.
Peki TÜSİAD kamu ihalelerinin saydam ve rekabetçi bir ortamda, uluslararası standartlara uygun bir modelle yapılmasını niçin talep etmektedir? Esasında bu sorunun cevabını kısmen yukarıda verdim. Kamu kaynaklarının verimsiz bir şekilde sarf edilmesine yol açan bozuk ihale sistemindeki uygunsuzluklar tabiidir ki, TÜSİAD’ı yakından ilgilendirmektedir.
Kamu ihalelerinin bizim açımızdan iş hayatımıza doğrudan etkisi dolayısıyla özel bir önemi vardır: Saydam ve rekabetçi olmayan, keyfiliğin ve hatta yolsuzuğun yaygın olduğu bir sistem, bir ülkede iş yapmayı zorlaştırır. Kayıtlı ekonomi içinde çalışan, mali ve sosyal güvenlik sisteminden kaynaklanan her türlü yükümlülüğünü yerine getiren ve yolsuzluğa bulaşmaksızın iş yaşamını sürdürmek isteyen kimseler için, saydam olmayan bir sistem, iş yapmanın önündeki en büyük engellerdendir. TÜSİAD üyeleri işlerini kayıtlı ve temiz bir şekilde sürdürmek isterler, bunun için de öngörülebilirlik ve eşit muameleye dayan rekabetçi bir ortama ihtiyaç duyarlar.
İhale uygulamalarındaki uygunsuzlukların vatandaşlar, kamu görevlileri ve iş alemi açısından doğurduğu olumsuz sonuçlara bakınca, ekonomimizin yüzde 10’undan fazla bir büyüklüğü ifade eden ihalelerdeki kötü alışkanlıkların toplumumuza yansımaları bizi şaşırtmamalıdır. Kamunun yaptığı ve yaptırdığı işlerin çevresindeki süpheyi ortadan kaldırmadığımız müddetçe toplumdaki kuralsızlık alışkanlığını silmemiz mümkün olmayacaktır. Vatandaş devlete güvenini ve giderek saygısını kaybedecek, kamu görevlisinin kamu yararı için çalışma bilinci ortadan kalkacak ve iş aleminde de iyiler sahneden çekilecek, roller kötülere kalacaktır. Ortak yaşantımızı düzenleyen kurallara uymamızı sağlayacak bilinci kuvvetlendirmek için, birlikte yaşamadığımızın ve birbirimizden sorumlu olduğumuzun farkına varabilmemiz için, kamu parasının, kamu ihtiyaçlarının karşılanması için, özel sektörden temin edilecek mal, hizmet veya işe sarf edilmesi demek olan kamu ihaleleri sistemimizin tüm olumsuzluklardan arındırılması gerekir.
Buraya kadar iyi işlemeyen bir ihale düzeninin olumsuzluklarını sıraladık ve galiba içimiz de biraz karardı. Şimdi de kısaca kamu ihaleleri yoluyla nasıl sosyal fırsatlar yaratabiliriz, bu hususa değinmek isterim. Bir ölçüde Avrupa Birliği içinde bu konuda ileri sürülen fikirlerden de esinlenerek belki şunları söyleyebilirim: İhale mevzuatı mot-a-mot bir düzenleme ile kamu ihalelerinin sosyal faydalarına değinmiyor olsa da, idarenin mevcut mekanizma içinden kendisi ve dolayısıyla toplum için fırsatlar yaratması imkansız değildir.
Esasında kamu alımları yoluyla sosyal faydalar elde etme süreci, daha en baştan, alım veya iş yaptırma kararının verildiği tarihten başlamaktadır. Biraz önce, yanlış alım ve yatırımların kamu kaynaklarının israf edilmesine yol açtığını söylerken tam olarak bu hususu ifade etmekteydim. Tedarikçi kamu kurumu, işin daha başında, yaptırdığı işin gerçek bir kamu ihtiyacı olup olmadığını layıkıyla değerlendirmeli, yersiz veya gereğinden pahalı yatırımlara girişilmemelidir. Bu gibi işler hem zaman hem emek hem de kamu parasının israfına yol açmakta, bu esnada gidirilebilecek başka ve belki daha ciddi bir ihtiyaç da giderilememiş olmaktadır. Kamu alımının yerindeliği çok önemlidir.
Tedarikçiler sosyal faydayı başka hangi yollarla gerçekleştirebilirler? Avrupa Birliği Komisyonu, hazırladığı resmi dokümanlarda, yeni istihdam yaratılmasından, eşitsizliklerin giderilmesine varıncaya kadar değişik alanlarda mevcut ihale uygulamaları içinde fırsatlar yaratılabileceği hususuna dikkatlerimizi çekmektedir. Bizce de şartnamede zorunluluk olarak yer almasa dahi, “en iyi teklif”in belirlenmesi aşamasında, sosyal faydası olacak ek açılımlar ciddi bir şekilde hesaba katılmalıdır. Tabi bu tasarruf objektif kriterlere dayanmalı ve ayrımcı veya yolsuz uygulamalara yol açılmaması şartıyla...
Her tür alım kendi özelliğine göre yeni kapılar açma potansiyeline sahiptir. Yapılması gereken temel şey, ihalenin salt kamunun belli somut bir ihtiyacının karşılanması ile kalınmayıp, bu yolla sosyal anlamda da faydalar temin edilebileceği zihniyetini tüm ilgililere aşılamaktır.
Bu anlayış çerçevesinde, hedeflenen etkin kamu ihale sisteminin, sosyal çözümler de üretilmesine katkı sağlayacak bir yapıya kavuşması sağlanabilecektir
Beni dinlediğiniz için teşekkür eder, saygılar sunarım.